BİR İPİN HİKAYESİ

Yazar: ARHEZ AMTAF 

Çizer: HACEBAR

Editör: ENEZY

        

                                           


 Bir ip. Küflenmeye yüz tutmuş, eski ve tozlu bir ip. Tek dileği birinin onu bulup, bir şeye dönüştürmesi. İşe yarar bir şey olmak. Tek bir istek.

Ama bu terk edilmiş, yarısı yıkılmış, tozlu, harabe bir evde... Sanırım mümkün değildi. 

Oysa eskiden ne güzel bir evdi. İçi pırıl pırıl, tertemiz, çocukların bir o yana bir bu yana koşuşturduğu, bir zamanlar yemyeşil bir bahçesi olan, bir duvarı rengarenk, yumak yumak iplerle donatılmış, örgü örmeyi çok seven pırıl pırıl genç kadının eviydi.

Ama sonra, bir aile ferdi hastalandı. Ve orada öldü... Artık o ev eskisi kadar mutlu, huzurlu bir ev değildi. Aksine, kavgalar artmış, ev halkının yaşama sevincinin, adeta bir balon gibi yavaş yavaş havası inmişti.

Artık o evde yaşayamazlardı. O ev, onlara o kişiyi hatırlatıyordu. Ve taşındılar... Arabalarına binip, yanlarına sadece bir kaç eşya alıp arkalarına bile bakmadan gittiler. 

Ama kimse o ipi düşünmedi...

Bir zamanlar bembeyaz olan ip, artık tozdan koyu griye dönmüştü. Bir kaç yeri küflenmeye başlamıştı bile. Bu haliyle nasıl bir şeye dönüşebilirdi ki. Örülmeyi bırak, kimse ona bakmazdı, rafına koymazdı. O sadece kenara atılmış bir ipti. Sadece bir ip...

Ev gittikçe çöküyordu. Her yıl gereken cila ve bakım yapılmadığından gittikçe eskiyor, bir değeri kalmıyordu. Bahçe ise... Bahçe olmaktan çıkmış, hayvanlara yuva olmuştu. Saramış çimenler, bir o yandan bir bu yandan çıkan yabani otlar etrafı sarmıştı. Bir zamanlar meyve veren ağaçlar, kurumuş gitmişti. 

Keşke ölsem de gitsem, beklemesem burada, diye geçiriyordu içinden ip. Sahi bir ip ne kadar yaşardı? Ah! İplerin canı mı vardı sanki! 

Her gün umutla bekliyordu birinin gelip onu almasını. Ama umudu her geçen gün azalıyordu. Her rüzgarın sesi ile, biri geldi, biri geldi! Beni alacak diye heveslenir, sonra sadece küflü bir ip olduğunu hatırlar, tekrar olduğu yere sinerdi. 

Peki ya, buradan kaçsam, diye düşünürdü hevesle. Her severinde, şu kapıdan çıktım mı tamamdır der, heyecanla kıpırdanmaya çalışır veee... Bir santimini bile hareket ettiremezdi. Rüzgar beni hareket ettirir, derdi. Seslenirdi rüzgara, "hey! Rüzgar, acaba biraz buraya eser misin?" Hah! Sanki rüzgar canlıydı. Sanki konuşabiliyor, kelimeleri anlayabiliyordu.

Sadece masallar mutlu sonla biterdi. 

Bir el onu sıkıştığı tahtalar arasından çekip çıkardı. Silkeledi. İpe bakıp, iç rahatlatıcı bir şekilde gülümsedi.

Belki de bu bir masaldı...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ramazanı İyi Geçirmek İsteyen Hacivatlara Beş Adım

HÜNKARBEĞENMEDİ, RAMAZAN PİDESİ, AHA DA İLHAM GELDİ!